Yunus Emre Enstitüsü (YEE) Başkanı Prof. Dr. Selim Argun, değerleri ve gücü bir araya getirerek ortak üretim yapabilmenin, sanatçıların eserlerini uluslararası dolaşıma dahil edebilmenin, küresel ölçekte eserler ortaya koyabilmenin ve kültür endüstrisini dünya genelinde yaygınlaştırmanın en temel ve öncelikli hedef olması gerektiğini söyledi.
Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığının Ankara'da gerçekleştirdiği "Türk Dünyası Diyalog Forumu" çerçevesinde, "Türk Dünyasında Gelenekten Geleceğe Kültür ve Sanat" konulu bir panel düzenlendi. Panelin açılış konuşmasını yapan YEE Başkanı Prof. Dr.
Selim Argun, Türk dünyasının yüzyıllar boyunca ortak birlik, kültür ve medeniyet havzası içinde biçimlenen çok büyük bir tarihsel birikimi ifade ettiğini belirterek, kültür ve sanatın bu birikimi taşıyan en önemli unsur olduğunu kaydetti. Kültür ve sanatın Türk Dünyası 2040 Vizyon Belgesi'ni oluşturan temel dayanaklar arasında bulunduğunu söyleyen Argun, kültürü; toplumların bir araya geldiği, ortak hafızaların oluşturulduğu, gönüllerin yakınlaşıp kök saldığı en güçlü zemin olarak tanımladı.
Argun, Orhun'da taşa işlenen Türk milleti adıyla başlayan ve günümüzde nüfusu 300 milyonu geçen büyük bir ailenin üyeleri olduklarını ifade ederek, Türk dünyasında bugün ortak bir uyanışın ve dirilişin hep birlikte tanıklığını yaptıklarını dile getirdi. Kültürü muhafaza edebilmek için onu canlı, dinamik ve durmadan yeniden üretilen bir değerler bütünü olarak geleceğe aktarmanın gerekli olduğunu vurgulayan Argun, geçmişi hatırlarken taklitten kaçınmak, değişirken de kendilerine yabancılaşmamak zorunda olduklarını belirtti.
Kültür endüstrisinin dünya genelinde yaygınlaşması öncelikli hedef olmalı. YEE bünyesinde 71 ülkede ve 95 şehirde Türk dili ile kültürünün tüm unsurlarını dünya kültürleriyle buluşturmak için çalıştıklarını aktaran Argun, Türk dünyasındaki 6 ülkede bulunan kültür merkezlerinde 8 bin kişiye Türkiye Türkçesi eğitimi verdiklerini, Türk dünyasından yaklaşık 25 bin kişinin ise Türkçe Yeterlilik Sınavı'na katılarak belge edindiğini açıkladı.
Türk devletlerinin ortak dil ve kültürel iletişim başlıklarına odaklanması gerektiğini vurgulayan Argun, ortak Türk alfabesinin 34 harfi üzerinde sağlanan uzlaşmanın tarihî bir eşik olduğunu söyledi. Argun, bunun yalnızca alfabeyle sınırlı bir konu olmadığını, birbirlerinin eserlerini, düşünce ve sanat dünyasını herkesin doğrudan okuyabilmesine ve aktarabilmesine olanak tanıyan büyük bir fayda sunduğunu ifade etti.
Ortak dil kadar ortak bir dijital kültür alanının da gerekli olduğuna işaret eden Argun, Türk dünyasının çizgi filmler, tarihî diziler ve dijital oyunlar üretmesi gerektiğini kaydetti. Kültürel birikimin ortak üretime ve ortak ekonomiye dönüştürülmesinin önemini anlatan Argun, değerleri ve gücü birleştirerek birlikte üretebilmenin, sanatçıların eserlerini uluslararası dolaşıma katabilmenin, dünyaya küresel nitelikte eserler sunabilmenin ve kültür endüstrisini dünya çapında yaygınlaştırmanın kendileri için en temel ve öncelikli hedef olması gerektiğini bildirdi.
Türk dünyası, değerlerini insanlığın mirası olarak sunma hakkını taşıyor. Paneli yöneten Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr.
Mehmet Öcal Oğuz da gurur duydukları Türk kimliğini sürdürülebilir kalkınmanın ayrılmaz bir unsuru yaparak, tüm kuşakların bu kimliği sahiplenmesini sağlamaları gerektiğini ifade etti. Türk dünyasının tarih süresince insanlığın faydasına pek çok armağan sunduğunu belirten Oğuz; somut ve somut olmayan miras, dünya belleği, gastronomi, mimari, el sanatları ve yaratıcı şehirler gibi alanların, Türk dünyasının ortak değerlere sahip olduğunu gösterdiğini dile getirdi.
Oğuz, bu değerleri uluslararası topluma insanlığın ortak mirası olarak sunabilecek beceriye, hakka ve hukuka sahip olduklarının da görüldüğünü söyledi. Türkiye'de Orta Çağ dönemine ait ahşap direkli camiler kapsamında 5 mirası UNESCO'ya sunduklarını anlatan Oğuz, Türk dünyasına gittiklerinde birçok yerde bu camilerin benzerleriyle karşılaştıklarını belirtti.
Oğuz, bunları seri miras olarak UNESCO'ya sunduklarında, kuruluşun söz konusu camileri insanlığın ortak mirası olarak tanıttığını ve insanlığın onları korumasını istediğini aktardı. Türk dünyasının kültür ve sanat temsilcileri düşüncelerini aktardı. Yönetmen, senarist ve yapımcı Marina Kunarova, Türkiye'nin kültür ve sanat alanında önemli bir mesafe aldığını ifade ederek, Türk dizilerinin dünyanın dört bir yanında geniş biçimde izlendiğini dile getirdi.
Türk dünyasında sinema için tek bir platform kurulmasının önemini vurgulayan Kunarova, burada yayımlanacak filmler aracılığıyla Türk dünyası medeniyetini konu alan anlatıların dünyayla buluşturulabileceğini söyledi. Müzisyen Gülzade Rıskulova da Türk dünyasına has müziğin geleceğe aktarılması için günümüz çocuklarının bu müziği dinlemesinin sağlanması gerektiğini ifade etti.
Aşık Veysel'in "Uzun İnce Bir Yoldayım" adlı şarkısını ve Kırgızların millî destanı olan "Manas Destanı"ndan bölümleri seslendiren Rıskulova, kültürler için müziğin taşıdığı öneme değindi. Özbekistan Cumhuriyeti Kültür Bakanlığı Kültür Araştırmaları ve Somut Olmayan Kültürel Miras Araştırma Enstitüsü Somut Olmayan Kültürel Miras Araştırmaları Bölüm Başkanı Dr.
Mashkhurokhon Darmonova ise Türk dünyasında ortak dizi ve film çalışmalarına imza atılmasının önemli olduğunu vurguladı. Sanatçı Ayhatun Ateşin, kültürel hafızanın kayıt altına alınmaması durumunda geleceğe aktarılamayacağını söyleyerek, bu durumun kültürel sürekliliğin yitirilmesine de yol açabileceğini belirtti. Kıbrıs'tan diğer ülkelere taşınan seramik niteliğindeki kültürel miras örneklerinin kopyalarını üretmeye başladıklarını aktaran Ateşin, bu çalışmayı kültürlerini gelecek nesillere ulaştırmak için yaptıklarını ifade etti.
Panelde Azerbaycan-Türkiye Cemiyeti Başkanı Etibar Babayev de söz alarak konuştu.
